Piyanocu PİYANO Bilgi Video Piano
Hoşgeldiniz
Giriş / Kayıt Ol

Refik Fersan Hicaz Peşrevi Ve EsSelam Ey Ahmedi Muhtar Olan Son Nebi Ney Kuyruklu Piyano Düeti İlahi

Özel Video

Teşekkürler! Arkadaşlarınıza da önerin!

URL

Bu videoyu beğenmediniz. Dikkate alacağız!

Sorry, only registred users can create playlists.
URL



Açıklama

Eserleri Piyano Tuş Ve Ney Sesleri ile Dinlediniz mi? Eserlerimizi Çok sesli Armoni ile Acaba Sevecek misiniz?
Piyanist Güneş Yakartepe "Refik Fersan Hicaz Peşrevi ve Ardından EsSelam Ey Ahmed-ı Muhtar Olan Son Nebi " Eserinin Piyano Notalarını yazdı, Armonik Form ile Piyano çaldı ve Söyledi
Türk Müziği Şarkıları Solo Piyano Ney Serisi: 11
Çok sevilen Şarkılarımızı Piyano Ney ile Dinleyince Umarım Güzel Bulursunuz Umarım Hoşunuza Gider
Yorumlarınızı ve Eleştirilerinizi bekliyorum Sevgi ve Saygılar
REFİK FERSAN
Refik Şemseddi Fersan 1893 yılında, İstanbul’da Şehzadebaşı’nda doğdu. Babası Siyavuş soyundan “Duyun-i Müteferrika Kalemi” müdürü, musikişinas ve bestekar hafız Mehmed Şemseddin Bey, annesi Makbule Hanım’dır. Mehmed Şemseddin Bey’in sesi güzeldi. Bir musiki aleti kullanmak ailenin gelenekleri arasındaydı. 1895 yılında babası öldüğünde Refik Fersan iki yaşındaydı. yeni Ankara Radyosu hizmete açılınca, eski İstanbul Radyosunun pek çok sanatkarı gibi o da Ankara’ya geldi; bir süre sonra “Repetitör” oldu. Şark Musikisi Konservatuarını kurmak için “Şark Musikisi Mütehassıs Müşaviri” olarak 1949 yılında Suriye’ye davet edildi.Bu sıralarda çıkan “Suriye-İsrail Savaşı” ve evinin yanında patlayan bir bomba sonucu, altı ay kadar Şam’da çalıştıktan sonra 1950’de İstanbul’a döndü. Davet üzerine, İstanbul Belediye Konservatuarı icra heyetinde çalıştı ve “İlmi Kurul” başkanlığı yaprı. Mide kanaması sonucu 1953 yılında bütün görevlerinden ayrıldı. Bir süre de “Tasnif Heyeti”nde çalışmıştır. Uzun süreden beri çekmekte olduğu bir akciğer hastalığından 13 Haziran 1965 Pazar günü öldü; Zincirlikuyu Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi. Fersanların Hayrettin, İmran, Melek ve Füruzan adında dört çocukları olmuştur.

Yirminci yüzyılın Türk Musikisi bestekarlarının en önemlilerinden biri olan Refik Fersan, özellikle saz musikimiz açısından kudretli bir bestekardır. Kendisi ilk beste denemesini, Mısır’da bulunduğu sırada bestelediği bir dans parçası olsuğunu söylemiş. İlk söz eseri bestesi, sözleri Fuzuli’ye ait olan “Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı?” güfteli kürdilihicazkar makamındaki şarkısıdır. İlk saz eseri ise şehnaz-buselik makamındaki peşrevidir. Çankaya Köşkü’nde bulunduğu yıllarda Rahmetli Atatürk’ün arzusu üzerine aynı gece nikriz makamındaki saz semaisini bestelediği ve yine aynı gece icra edildiği söylenir. Bundan sonra saz eserleri repertuarımıza birbirinden güzel eserler hediye etmiştir.

Çok güçlü Hamparsum Notası bilgisi bulunduğundan, gerek Ankara Radyosu’nda, gerekse İstanbul Belediye Konservatuarı’nda çalıştığı yıllarda bu nota ile yazılmış pek çok eski eseri Batı notasına çevirmiştir. Kuvvetli nazariyat bilgisi, usullere vukufui eski makamların seyir ve karakterini çok iyi bilmesi sebebi ile metin eserler bestelemiştir. Unutulmuş makamlardan olan selmek makamını yeniden canlandırmış, hayli eser besteleyerek zenginleştirmiştir. Bu bilgilerinin ışığı altında bestelediği ve kırk dokuz makamı içine alan bir de “Kar-ı Natık” vardır. Büyük küçük her formda eser veren Refik Fersann’ın saz ve söz eserlerinde geleneklere bağlı kaldığı görülmekle birlikte, az çok yeniliğe taraftar bir orjinalite sezilir.

Çeşitli form ve nitelikte şu eserleri biliniyor, Rast ve Selmek makamlarında iki Mevlevi ayini, iki ilahi, iki sirto, on altı peşrev, yirmi yedi saz semaisi, bir medhal, bir kar-ı natık, bir karçe, iki beste, bir aksak semai, bir yürük semai, altı taksim plağı, seksen şarkı, Kendisi eserlerinin toplamının dört yüz olduğunu söylermiş.

Tavrını, tipini, tanbur icrasını şu satırlardan anlıyoruz; “…Rahmetli Refik Fersan, Tanburi Cemil’in sanat dehasın ışığı altında yetişmiş en eski çıraklarından biriydi. Kendisinde ilk musiki öğrenme, tanbur çalma istidat ve kabiliyetini kaçınılmaz bir arzu ve heves önüne geçilmez bir iştiyak haline getiren Tanburi Cemil Bey olmuştur.”

“Ben Tanburi Refik adını, delikanlılık çağlarımın ilk yıllarında, bu ince insan narin yapısı, incecik boynu, siyah ve arkaya doğru taranmış gür saçları, dudağının yarısını kaplayan muntazam biçimli kesilmiş bıyığı, daima gülen ve sevimli yüzü, bu yüzü aydınlatan pırıl pırıl zeki gözleri, kibar zarif mütevazi haliyle bende, beni kendine çeken içten bir alakanın ilk heyecanını uyandırmıştı. Aramızdaki dostluk, yakınlık 1923 yılında kurulan “Cumhuriyet Devri” Darülelhan’ında –şimdiki İstanbul Konservatuarı’nda- başlamış ve uzun zaman sınırları içindeki sanat yollarında, konserlerde, radyolarda, masa çalışmalarında gölgesiz devam etmiştir.”

Fazlasını Göster

Yorum Yazın

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.
RSS