Piyanocu PİYANO Bilgi Video Piano
Hoşgeldiniz
Giriş / Kayıt Ol

DOLMABAHÇE SARAYI HEYBETLİ OSMANLI SARAY PİYANOLARI

 

 DOLMABAHÇE SARAYI (TBMM GENEL SEKRETERLİĞİ -MİLLİ SARAYLAR) 

Dolmabahçe Saray Gezisi Kristal Merdiven

Resmi büyütmek için üzerine tıklayınSarayı gezmeye daha yeni başlarken mücevher gibi göz alıcı bir aydınlık, parlaklıkla kaplı girişte Kristal Merdivenle karşılaşılıyor. Sarayın protokol girişinden üst kata çıkış bölümü kristalden yapılmış tırabzan parmaklıklar nedeniyle bu isimle veya Saltanat Merdiveni olarak anılıyor. Merdivenler, sarayın hizmet katını devlet katına bağlıyor. Barok stilde dönüşlerle hareket kazandırılmış olan ve Süfera Salonu, Zülvecheyn Salonu’na geçişi sağlayan tırabzanlarında kesme kristal kullanılan bu merdivenler, büyük avize ve gün ışığını doğrudan içeri alan cam tonoz örtü ile altında yansımalarla göz kamaştıran, tüm detayların ortaya çıkmasına yardımcı olan aydınlık bir ortam oluşturuyor.

 Dolmabahçe Sarayı Mavi Salon

Sultan’ın Muayede salonunda ki bayramlaşmadan sonra Halife Merdiveni’nden çıkarak ulaştığı ve Harem halkının tebriklerini kabul ettiği Harem’in Tören Salonu biliniyor. Sultan’ın Haremde ki dairesinin merkezinde yer alan ve altın varaklı panolar dışında kalan salon renginde dokuma, süsleme, seramik ürünlerde ön plana çıkan mavi renk nedeniyle Mavi Salon olarak anılıyor.

 Dolmabahçe Sarayı  Süfera Salonu

Dolmabahçe Sarayı ‘nda yabancı konuk ve elçilerin kabul edildiği Süfera Salonu orta sofa ve dört köşede konumlanmış odalarla oluşturulan simetrik özellik taşıyor. Salon mimarisi, dekorunda, salon işlevi göz önüne alınarak en ince detayına kadar konukları etkileme amacı güdülmüş.

 Dolmabahçe Sarayı Pembe Salon

Osmanlı döneminde “Valide Sultan Divanhanesi” ve “Balkonlu Sofa” olarak biliniyor. Valide Sultan ve kadın efendilerin özel konuklarının ağırlandığı bazılarına padişahların da katıldığı davetler bu salonda verilmiş. Salonun zeminini kaplayan büyük boy Hereke halısı saray üslubu ile dokunmuş seçkin bir orta halı olarak dikkat çekiyor. Duvarlar Harem karakterine uygun kadın portreleri yer alıyor. Fransız ressam Pierre D’esire Guillemet imzalı iki saraylı kadın portresi ile Charles Chaplin tarafından yapılmış Mayıs Gülleri adlı tablolarla Harem duvarları süslenmiş.

 Dolmabahçe Sarayı Zülvecheyn Salonu

Resmi büyütmek için üzerine tıklayın İki cepheli salon anlamı taşıyan Zülvecheyn Salonu, hem iç, hem dış mabeyn ile bağlantı sağlaması nedeniyle bu isimle anılıyor. Padişahın kabul, çalışma amaçlı kullanmasının yan ısıra salon mevlitlerin okunduğu, nikâhların kıyıldığı, ramazan aylarında huzur derslerinin verildiği, dini tören ve önemli günlerin de gerçekleştiği salon olmuş. Salonun itinalı ve farklı malzemelerle kaplı parke zemini ve aynalar üzerinde asılı bulunan Sultan ikinci Abdülhamit tuğralı panolar hayranlık uyandırıyor.

 Dolmabahçe Sarayı Elçi Kabul Odası

Osmanlı sultanı tarafından kabul edilen elçilerin güven mektuplarını sundukları bu oda, Osmanlı siyasal tarihi boyunca pek çok olay “Sefirler Odası” olarak da anılan bu mekânda gerçekleşmiş. Altın varaklarla bezenmiş tavanı, kumaş dokusu izlenimi veren duvar kaplama süsleri, Hereke kumaşlarında ki hâkim kırmızı renk, yekpare altın varak kornişlerin, 19. yy da moda olan porselen süslemeli sehpaların kullanıldığı Kırmızı Oda, imparatorluğun tüm ihtişamını yansıtıyor.

Dolmabahçe Sarayı Sedefli Oda

Dolmabahçe Sarayı’nın bu odasında dikkat çeken sedef kullanımlı eşyalar, bu odanın bu isimle anılmasına sebep olmuş. Orta masa, dolaplar, oturma grupları pencere aralarında bulunan çiçeklikler, özel tekniklerle sabitlenmiş örnekler oluşturuyor.

 Dolmabahçe Sarayı Kırmızı Oda (Has Oda)

 

Harem bölümünde ki resmi kabullerin gerçekleştirildiği Kırmızı Oda, dekorasyonda kullanılan kırmızı rengin egemenliğinde bu ismi kazanmış, Haremin en görkemli odasının özellikleri arasında duvarlarının kumaş kaplı ve tavanının kubbe biçimde tasarlanmış olması gösteriliyor. Aynada yansıyan kubbe görüntüsü, şöminesi, lake ve altın varaklı kapı kanatlarında kullanılmış olan hilal motifi, dünya harita işlemeleri, kırmızı kristal avizeleri, Yıldız yapımı olan kapaklı vazo Kırmızı odayı diğerlerinden ayıran özelliklerden sayılıyor.

 

Dolmabahçe Saray Muayede Salonu

Mabeyn-i Hümayün bölümleri arasında yer alan büyük Salon Dolmabahçe Sarayının en yüksek tavanlı, en görkemli bölümü olup, padişahın, hanedanın erkek üyelerinin vezir ve vekillerin, teşrifatçı memurların kutlamaları kabul ettiği mekânın farklı ayrıcalıkları bulunuyor. Salonun iç bölümde 36 metre yükseklikte kubbesi, dış kaplamada ise çatı örtüsü koruma sağlıyor. Solon döşemesinde fazla eşya olmamasına karşın, salonun en dikkat çekeni 4,5 ton ağırlığında, İngiliz yapımı, 664 mumluklu, kristal avize salonu fazlasıyla dolduruyor.

 

Dolmabahçe Sarayı Kütüphane

Abdülmecit Efendinin kendi topladığı kitap ve dergilerden başka, Atatürk ve İnönü döneminde alınan ve hediye olarak gelen kitaplarda daha da zenginleşmiş. Kütüphanede halen on bin üzeri kitap, dergi bulunuyor. Arkalığında Sultan 2. Abdülhamit’in arması bulunan koltuk kütüphanenin bir parçası olarak ilgi çekiyor.

 

Resmi büyütmek için üzerine tıklayınSelamlık bölümünde Harem bölümüne geçişler için koridor ve sofalar kullanılıyor. Sarayın tablo koleksiyonunun önemli bölümü de yine bu uzun koridorların duvarlarında yer alıyor. Koridorun Harem bölümüne yaklaşan yerlerinde kadın portreleri ağırlık kazanıyor. Denize bakan cephede yer alan pencereler şekil ve cam renkleriyle hayranlık uyandırıyor.
Sarayda bulunan Tercüman Odası, tercümanların bekletildiği oda olarak işlev görürken, Elçi Kabul Odası da aynı amaçla anılıyor. Dolmabahçe Sarayı Mavi salona açılan Atatürk’ün çalışma odası döşemesinde Hereke halısı, mobilya, tablo ve vazolarla sadelik gözlenirken, Nutuk üzerinde uzun çalışmalar yaptığı masa büyük önem taşıyor.
Sarayın dinlenme odaları ve Binek Odası, Yazı Dairesi, Müzik Odası, salonlarında örneği az görülen parçalar görülüyor. Bunlar arasında yekpare üç pencerelik korniş, altın varaklı konsol aynalar, geometrik desenli halılar, ipek dokumalar, çini sobalar, Avrupa porselen şömineler, yaprak görünümlü kesmeli kristal avizeler, ayaklı kristal avizeler, gümüş mangallar, ahşap oymalar, altın varaklı oturma grupları, som gümüş ayaklı sehpalar, imparatorluğun estetik zenginliğinin yansıması olarak kabul ediliyor.

DOLMABAHÇE SARAYI ŞAHANE VE GÖRKEMLİ  OSMANLI PİYANOLARI (MİLLİ SARAYLAR BEŞİKTAŞ İSTANBUL) 

Dolmabahçe Sarayı'nda yer alan, görkem ve ihtişamın ön planda olduğu tarihi yapının ahengine ve üslubuna uygun 12 ihtişamlı  piyano, ziyaretçilerden büyük ilgi görüyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Milli Saraylara bağlı tarihi saray, köşk ve kasırlar arasında geçen yıl yaklaşık bir milyon kişiyi ağırlayan Dolmabahçe Sarayı'ndaki müzik aletleri dikkati çekiyor.

Saraydaki müzik aletleri ve piyanolara ilişkin bilgi veren Milli Saraylar Rehberi Osman Nihat Bişgin, Dolmabahçe Sarayı'nın bir Tanzimat Sarayı olduğunu belirterek, "Tanzimat'ın bütün özellikleri Dolmabahçe Sarayı'nda bariz biçimde görülüyor. Avrupalılaşma ve batılılaşma dediğimiz bu süreç, batı müziğinin de Dolmabahçe Sarayı'na girmesine vesile olmuş." dedi.

Sarayda toplam 12 piyano olduğunu söyleyen Bişgin, tüm piyanoların, sarayın ahengine ve üslubuna uygun, süslemeleriyle de "saraylı" olduğunu kaydetti. Bişgin, sarayın 1856'da açıldığını ve piyanoların da bu tarihe yakın bir zamanda getirildiğini aktararak, sarayda piyano çalanlara ilişkin, "Kadın efendiler, yani sultan eşleri, ikbal dediğimiz hanımlar sarayda piyano eğitimi alırlardı. Bilhassa son dönemlerde, bu da Dolmabahçe Sarayı dönemine denk geliyor. Çok sayıda piyano var ve bu piyanoların hiçbiri atıl değil, hepsi çalınan piyanolardı." diye konuştu. Sarayda çoğunlukla Hertz, Pleyel, Gaveau ve Erard marka piyanolar bulunduğunu dile getiren Bişgin, kuyruklu piyanoların sayısının daha az olduğunu söyledi. Üst kattaki Zülvecheyn Salonu'nda göze çarpan yeşil renkli görkemli piyanoyu anlatan Bişgin, bunun, Pleyel marka klasik bir saray piyanosu olduğunu ifade etti.

Bişgin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sarayda görkem, ihtişam çok ön planda olduğundan saray piyanoları da görsel objeler olarak dikkatimizi çekiyor. Sesleri çok meşhur sesler değil. Fransız piyanolarının da Pleyel marka bu örnekteki gibi, sesinden ziyade görüntüsü ön planda. Görüntüsüyle meşhur bir piyano bu." Bişgin, Zülvecheyn Salonu'nun beyaz ve bej üzerine altın kaplamalarla süslemeli olduğunun altını çizerek, "Tavanla tam uyum içinde muazzam bir piyano görmekteyiz." dedi. Dolmabahçe Sarayı'ndaki eşyanın yerinin aslına uygun olarak aynı kaldığını kaydeden Bişgin, "Piyanoların bu salonlara ait olduğunu söyleyebiliriz. Zülvecheyn Salonu ve Süfera Salonu'ndaki piyanolar, salonlar için tasarlanmış, genellikle çalınmayan, görüntüsüyle zenginlik katmak için saraya alınmış eşyadır." diye konuştu. Sarayda Camlı Köşk içindeki, benzerine nadir rastlanan kristal piyanoya ilişkin de bilgi veren Osman Nihat Bişgin, şöyle konuştu: "Camlı Köşk adeta sarayın duvarları içinde saklanan, kendi özelliğini daima bulunduran, dışarıya ara ara açılan bir büyük mekân. Atatürk de Dolmabahçe Sarayı kullanımında bu mekânda halkı selamlamış. Bir kış bahçesi adeta. Dış tarafında camlı olan bir bölge var. Tamamen her tarafı camlı olmasıyla beraber, mekâna uygun ve tam bir mutabakatta, kristal bir piyano görmekteyiz."

Bişgin, salon düzenlemesinde genel olarak bej ve bejin üzerinde altın kaplamaların bulunduğunu aktararak, "Bu kristal piyano Gaveau imalatı, yine Paris yapımı. Çalarken içindeki ahenk, çalışma sistemini çok temiz bir biçimde dışarıya gösteren, adeta tam bir şeffaflık politikasına sahip bir piyano. Temizliğin de işareti. Kendi sandalyesi de kristal olarak üretilmiş." ifadelerini kullandı. Fransız piyanolarında görüntünün sese nazaran daha ön planda olduğunu vurgulayan Bişgin, "Burada salon piyanoları genellikle kullanılmayan piyanolar olmuş. Sarayın en aktif piyanoları, hiç şüphesiz harem dairelerinde kadın efendilerin kullandığı şahsi piyanolardı. Hem eğitim hem de sanat icra etme piyanosuydu." dedi. Sarayın müzik aletleriyle düzenlenmiş bir odasında bulunan siyah renkli, sade görünümlü piyanoyu da anlatan Bişgin, Steinway marka Alman piyanosunun hem sesinin çok kuvvetli hem de değerinin çok yüksek olduğunu belirterek, şunları söyledi: "Hamburg Steinway'i olarak imal edilmiş, 1912 yılına ait bir piyano. Fabrika daha sonra Amerika'ya taşınıyor. Dolayısıyla Almanya'da imal edilen toplam 5 Steinway piyanosu var. Onlardan biri de bu. Tahmini değeri 200 bin avro. Abdülmecid Efendi'nin amblemi de üzerinde bulunmakta. Dolayısıyla, şahsi olarak kullanılmış ve gerçekten müziğe kulağı olan zevk sahibi bir insanın piyanosu bu piyano."

Bişgin, Osmanlı Dönemi’nde elçi kabulünde kullanılan Süfera Salonu'ndaki piyanoya ilişkin de şu bilgileri verdi: "Sefir, elçi kelimesinin çoğulu ‘süfera’. Dolayısıyla, sarayın adeta dışarıya hitap etmesi için yapılmış bir mekân burası. Genellikle eşyası altın kaplama. Tavanı da o şekilde. Burada yine metalin güzelliğini, altın kaplamanın uyumunu göstermek için 'boulle işi' olarak tabir edilen bir piyano örneği var. Bu gördüğünüz 6 ayaklı, üstündeki metal, ahşabın oyulan kısmının içine entegre edilmiş bir piyano. Öncelikle ahşabın üzerine bir motif çiziyorsunuz. Bunu kazıyorsunuz. Kazıdığınız miktarın aynı ebadındaki metali bunun içine tatbik ediyorsunuz

RSS